Bu Blogda Ara

30 Kasım 2017 Perşembe

1. Türkiye Alevi Dedeler Kurultayı (29 - 30 Ekim 2005, Karacaahmet Sultan Dergâhı - İstanbul)

Havva Engin / İsmail Engin Arşivi'nden -
1. Türkiye Alevi Dedeler Kurultayı (29 - 30 Ekim 2005,
Karacaahmet Sultan Dergâhı - İstanbul) © Foto: İsmail Engin

Havva Engin / İsmail Engin Arşivi'nden -
1. Türkiye Alevi Dedeler Kurultayı (29 - 30 Ekim 2005,
Karacaahmet Sultan Dergâhı - İstanbul) © Foto: İsmail Engin

21 Kasım 2017 Salı

Türkiye'deki Suriyeli İthal Gelinler ve Alman İthal Damatlar (2016)

[İsmail Engin - @kanalkultur] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2 Mart 2017 günü yayınladığı TS24642 sayılı "Haber Bülteni"nde 2016 yılı "Evlenme ve Boşanma İstatistikleri"ni konu ediniyor.

Söz konusu istatistiklerde "Yabancı Gelinler"e (ya da "İthal Gelinler"e) ve "Yabancı Damatlar"a (ya da "İthal Damatlar"a) da yer veriliyor.

Buna göre, "İthal Gelinler" / "Yabancı Gelinler" arasında ilk sırada "Suriyeli Gelinler" bulunuyor.

Verilerde "Yabancı Gelin" olarak adlandırılan "İthal Gelinler"in sayısının 2016 yılında 22 bin 583 olduğu belirtiliyor. Bu sayı, toplam gelinlerin % 3,8’ini oluşturuyor.

Uyruklarına göre, "Yabancı Gelinler"in ("İthal Gelinler") % 28,8'ini Suriyeli gelinler (6 bin 595 kişi) % 11,7'sini Alman gelinler (2 bin 644 kişi) ve % 9,6'sını da Azerbaycanlı gelinler (2 bin 170 kişi) oluşturuyor.

Öte yandan 2016 yılındaki 3 bin 777 "Yabancı Damat" / "İthal Damat" arasında Alman damatlar ilk sırada yer alıyor. Bu sayı 2016 yılındaki toplam damatların % 0,6’sına denk geliyor.

Uyruklarına göre, "Yabancı Damatlar"ın ("İthal Damatlar") % 35,4'ünü Alman damatlar (bin 368 kişi), % 10'unu Suriyeli damatlar (377 kişi) % 7,7'sini Avusturyalı damatlar (291 kişi) ve  oluşturuyor.

19 Eylül 2017 Salı

Abbas Tan: Alevilik tarif edilmez yaşanır, yol ve yolaktır, Alevi İslam sözcüğü ile yeni bir Alevilik yaratılmak isteniyor...

[İsmail Engin - @kanalkultur2017 Hacıbektaş Deklarasyonu Çalışma Grubu ile Toros Üniversitesi Alevilik-Bektaşilik Uygulama ve Araştırma Merkezi Danışma Kurulu üyesi Abbas Tan, Dersim’in Hozat İlçesi Karabali aşiretinden Gangozade ailesi mensubu ve Kayseri Sarız İncemağara köyünde doğmuş. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi'ni bitirmiş. Köy Kalkınma Kooperatifi Başkanlığı (1973), işçilik, Maliye Bakanlığı'nda memurluk ve özel sektörde üst düzey yöneticilik ve bir süre de ticaret yapmış. 1989-1994 yılları arasında Kayseri Melikgazi Belediye Meclisi üyesiymiş. Siyasi partilerde ilçe yöneticiliği ve Türkiye’de sosyalistlerin birliğini oluşturma çalışmalarında bulunmuş. Sosyalist Birlik Partisi kurucuları arasında yer almış ve bir dönem de GYK üyeliği görevindeymiş.

Abbas Tan, 1991'den beri Alevi örgütlülüğü içerisinde:

1992'de Kayseri Hacı Bektaş-ı Veli Kültür Derneği'nin Kurucu Başkanı ve iki dönem Başkanlığını yapmış. Kayseri Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı kurucuları arasında ve iki dönem de Vakıf Başkanlığı görevini yürütmüş. 1998'de başlayan Alevi örgütlülüğünün bir çatı altında birleşmesi çalışmalarının içerisinde ve Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi Kurucuları arasında; Onur Kurulu Başkanıymış. 1999 Milletvekiliği Genel Seçimleri'nde CHP’den Kayseri 2. sıra milletvekili adayı olmuş. Bir dönem Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Yönetim Kurulu üyeliği, bir dönem de Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcılığı görevlerini ifa etmiş. İngiltere ve Almanya’da yayınlanan Alevi örgütlerinin dergilerinde ve Türkiye'de yayınlanan dergi - gazetelerde makaleleri yayınlanmış. Almanya’da yayın hayatına devam eden “Alevilerin Sesi” dergisi yayın kurulu üyeliğinin yanı sıra, Almanya’dan yayın yapan YOL TV kuruluş çalışmalarında bulunmuş; bu tv'nin ortaklarından olup bir süre İç-Anadolu Bölge temsilciliği görevini üstlenmiş.

“Yaşanan Alevilik” (2011), “Türkiye Genelinde Alevi Köyleri” (2014), “Alevilerde Temenna Gülbang Erkanname” (2016) ve “Rıza Şehri” (İlhan Cem Erseven ve Zafer Çoban ile birlikte, çizimler Hasan Bölücek ve Gülay Dalkılıç; Çocuk Kitabı, Türkçe, İngilizce, Çizgilerle, 2016) adlı kitapları, okurla ve meraklısıyla buluşmuş.

Abbas Tan, ilk baskısı 2011’de ikinci baskısı 2014’te yayınlanan “Yaşanan Alevilik” adını verdiği kitabının “Sunuş” kısmında

Rothenburg ob der Tauber (2016)

Rothenburg ob der Tauber © Foto: İsmail Engin,
Ansbach, Mittelfranken, Bayern, 2016

18 Eylül 2017 Pazartesi

14 Eylül 2017 Perşembe

13 Eylül 2017 Çarşamba

Vitray - Kölner Dom, Köln (2017)

Vitray - Kölner Dom © Foto: İsmail Engin,
Köln, Nordrhein-Westfalen, 2017

Esat Korkmaz, Alevilik vahiy dışı felsefi bir dindir, diyor...

[İsmail Engin - @kanalkulturEsat Korkmaz, Manisa Demirci doğumlu. DEV-GENÇ genel yönetim kurulu üyeliği yapmış. 1974’te siyasi affıyla cezaevinden çıkmış. Osman Yüksek Mühendisi. 12 Eylül sonrasında Orman Bakanlığı’ndaki görevine son verilmiş. 1980’lerin sonlarından itibaren Alevilik-Bektaşilik konusunda çalışmalara yönelmiş. Nefes Dergisi ve ilk seri Serçeşme Dergisi’nde genel yayın yönetmenliği yapmış.

Varlık Dergisi’nde “Kızılbaşlık”[Varlık 62 (1995) 1053:17 – 20], “Alevilik-Bektaşilik ve Türkçe” [Varlık 68 (2000) 1117: 65 – 7], “Âşık Geleneğiyle Bize Ulaşan Aydınlanma ve Başkaldırı” Varlık [65 (1998) 1086: 25 – 29] ve “Nirvana'dan Enelhakk'a Ölmeden Evvel Ölmek ya da Yaşarken Dirilmek” [Varlık 67 (1999) 1104: 27 – 32] başlıklı makaleleri yayınlanmış.

Şahkulu Sultan Dergâhı; Şahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Araştırma, Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları serisinde, Esat Korkmaz’ın Alevilik hakkındaki kimi yayınlarını basmış: “Kırklar Cemi” (1997), “Dört Kapı Kırk Makam” (1998) gibi.

Şahkulu Sultan Dergâhı’na ait Şahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Araştırma, Eğitim ve Kültür Vakfı’nın çıkardığı “Alevilik- Bektaşilik Cep Kitapları Dizisi”nde Doğu Perinçek’le birlikte “Laiklik Nedir? Aleviler Niçin Laik Olmak Zorundadır?” (1998) adlı kitabı kaleme almış.

Yine, adı geçen vakfın yayınları arasında yer alan “Alevilik Nedir? Dizisi” kapsamında “Alevilik Nedir?” (1994), “Hacı Bektaş Veli”, “Alevilik Bektaşilik ve Türkçe” (1997), “Ölmeden Evvel Ölmek” (1997), “Hüseyin ve Kerbala” (1998), “Pir Sultan Abdal” (1998), “Alevilikte Kadın” (2014), “Darın Pirleri” (2014), “Dar’dan İndirme Erkanı” (2014) ile “İnsan Tanrı” (2014) adlı kitapları yayınlanmış. Aynı vakfın yayınlarından “Eğitim Dizisi”nde ise, “Alevilikte Hızır Tapımı” (2014), “Alevi Aydınlanması Hümanizma” (2014), “Şeyh Bedreddin” (2014), “Kızılbaş Ütopya Rıza Şehri” (2014) başlığında hazırladığı eserler, vakıf tarafından, okurla buluşturulmuş.

12 Eylül 2017 Salı

11 Eylül 2017 Pazartesi

Blindsee - Zugspitzblick / Wettersteinmassiv (2017)

Blindsee - Zugspitzblick / Wettersteinmassiv
© Foto: İsmail Engin, Fernpass, Imst, Tirol, 2017,
Blindsee, Koord: 47° 21′ 45.07″ N, 10° 50′ 50.5″ E ;
Fernpass, Koord: 47° 21′ 45″ N, 10° 49′ 51.6″ E

10 Eylül 2017 Pazar

Türkiye'de Fotoğraf, Antropoloji ve Alevilik

[İsmail Engin - @kanalkulturClaude Lévi-Strauss [1908-2009], sadece yapısalcılık (Strukturalismus) denilince akla gelmiyor. O, etnolojik - etnografik veya antropolojik çalışmada fotoğraf denilince de akla gelen ilk isimlerden biri oluyor. Zira, Lévi-Strauss'un fotoğrafları, Brezilya'da Mato Grosso ve Amazon bölgelerinde incelediği yerli kabilelerin kültürünü 1930'lu yıllar için görünür kılıyor.

Kültürü görünür kılarak çözümlemeyi ve meraklısıyla buluşturmayı da hedefleyen, antropoloji - fotoğraf, antropolog - fotoğrafçı bağlamında belirtelim ki:

Alanda fotoğraf çekmenin günümüzde a) bilgi sırrı ve b) kişilik hakları kapsamında yasal olarak sorunlu bir yanı var.

Sözü edilen sorunun aşılmasının dışında, antropoloğu en çok uğraştıran başka bir tarafı bulunuyor. O da fotoğrafın künyelendirilmesi...

Fotoğrafın akademik anlamda kullanılabilecek, betimlenebilecek, çözümlendirilebilecek bir malzeme haline dönüştürülmesi; aynı şekilde bir kültür objesi olarak geleceğe aktarımının sağlanabilmesi için arşiv malzemesi niteliğini kazanabilmesi, uzun ve zahmetli bir iş.

Fotoğraf çekilen makinanın teknik özellikleri kadar, fotoğrafın ne zaman, nerede ve nasıl - hangi koşullarda çekildiği de bu meyanda önem kazanıyor.

Muhtemelen, görünür bir kültürel obje olarak fotoğrafın okunması, kullanılmasının içerdiği sorunlardan hareketle, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Halkbilim Bölümü'nde antropolog - folklorist Muhtar Kutlu tarafından "Görsel Etnografi" dersleri veriliyor.

8 Eylül 2017 Cuma

Ötztal - Längenfeld (2017)

Ötztal - Längenfeld © Foto: İsmail Engin, Imst, Tirol, 2017,
Koord: 47° 4′ 0″ N, 10° 58′ 0″ E

Jerzens (2017)

Jerzens © Foto: İsmail Engin, Imst, Tirol, 2017,
Koord: 47° 8′ 59.06″ N, 10° 44′ 48.26″ E
 

6 Eylül 2017 Çarşamba

Aleviler Arasında İslam-İçi ve İslam-Dışı / Din Tartışmasında İlkler: American Missionary Herald'taki Mektuplar ve Ali Gako'nun Öyküsü

[İsmail Engin - @kanalkultur1990'larda "Aleviler arasında" başlayan ve sonrasında yürütülen "İslam-İçi" ve "İslam-Dışı" / "Din" tartışmasında "asimilasyon" boyutunun yanı sıra, "siyasal korunma" ve "güvenlik endişesi" boyutlarının da bir şekilde etken olduğu ifade edilebilir.

Bu bağlamda, 19. yüzyılın ikinci yarısında American Board of Commissioners for Foreign Missions'a (ABCFM) bağlı protestan misyonerlerin çalışmalarının kaydını tutan American Missionary Herald (MH) adlı süreli yayını irdeleyen Ayfer Karakaya-Stump'un "Alevilik Hakkındaki 19. Yüzyıl Misyoner Kayıtlarına Eleştirel Bir Bakış ve Ali Gako'nun Öyküsü" (2002) başlıklı makalesi önemlidir.

Belirtilen makalesinde, Osmanlı Hükümeti'nin "İmparatorluk sınırları içerisindeki İslami unsuru pekiştirip güçlendirme çabasına" giriştiğini vurgulayan yazar, bu bağlamda camisi olmayan köylere cami yapımının teşvik edildiğine atıf yapmaktadır. Karakaya-Stump'a göre,
"Sünni cemaate dahil olmayanlar büyük bir olasılıkla misyonerlik faaliyetleri itibariyle de yüksek risk grupları olarak görülmüştür ve bu gruplar birçoklarına göre İmparatorluğun bel kemiğini oluşturan Milleti İslamiye'nin misyonerlik faaliyetleri karşısındaki yumuşak karnıdır."
"Protestant Kurd"ve "Kızılbaş" Ali Gako'nun misyonerlerle olan macerası örneğinde belirtilen tarih diliminde Alevilere yönelik dış ve iç bakışı ele yazar, "American Board of Commissioners for Foreign Missions" görevlilerinden örneğin Mr. Ball'in
"Kızılbaşlar tam anlamıyla Müslüman olarak kabul edilemezler. Onların dini daha ziyade Hıristiyanlık, Müslümanlık ve paganizmin bir karışımı gibi görünüyor." 
"(...) dini inançları hakkında kesin bilgi edinmek çok zor, çünkü Müslümanların gerçek kimliklerini öğrenmelerinden aşırı derecede korkuyorlar." 

Alevilikte İslam-İçi ve İslam-Dışı / Din Tartışması: Piri Er, Anadolu Aleviliğinde iki Ali vardır ve Hz. Ali hiçbir zaman bir Alevi olmamış, Alevi gibi düşünüp yaşamamış, diyor...

[İsmail Engin - @kanalkulturAleviler arasında Aleviliğin İslam-içi veya İslam-dışı ya da bir din olup olmadığı hususundaki tartışmalarda görüşlerine dikkat çekmek istediğimiz bir başka isim, “Hacıbektaş Deklarasyonu” (2017) imzacılarından “dedesoylu” Piri Er’dir.

Sivas-Divriği-Gökçebel Köyü doğumlu, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Halkbilim Bölümü mezunu “dedesoylu” Piri Er, “Geleneksel Anadolu Aleviliği” (1998) adını verdiği kitabında, “herkesin bir ucundan tutup çekiştirdiği Anadolu Aleviliği bu anlaşılmazlığın ve kısır çekişmelerin acılarını çekiyor” (Er 1990: Önsöz) diyordu.

Ona göre, bir yandan “İran Şiiliği ile özdeşleştirilmeye ve kaynaştırılmaya” yönelik faaliyetlerle “tahrif” olan Anadolu Aleviliği, öte yandan “politik amaçlarla” ve “oy tacirliği ile kimi Alevi dedelerince pazarlanmaya” da çalışılıyor; “bu aymazlıklar içinde kendi kimlik sorununu çözmeye, kendini tanıtmaya ve tanıtmaya” çabalıyordu. Ancak, bilimadamı ve uzmanların tartışmaları, bir başka çözümsüzlük noktasını oluşturuyor, Anadolu Aleviliği bu bağlamda bir çıkmazı yaşıyordu. (Er 1998: Önsöz)

Yazar, kitabında, “Bana göre, yapılan tasnif ve tanımlamaların tek başına birine doğru diğerlerine yanlış demek mümkün değildir” kaydıyla, “Anadolu Aleviliği yaşama biçimi olarak bir kültür, düşünce biçimi olarak bir felsefe, duygu biçimi olarak bir inanç olma özelliği taşır. Ancak bunların ağırlık dereceleri farklıdır.” görüşlerini de paylaşıyordu.

Piri Er, kaleme aldığı eserinde (1998: Önsöz), Anadolu Aleviliğine yönelik tartışma konularından birinin “kaynak sorunu” olduğunu vurguluyor; buradan hareketle şu hususları dile getiriyordu:

5 Eylül 2017 Salı

Aleviler Arasında İslam-İçi ve İslam-Dışı / Din Tartışmaları Nasıl Başladı? Prof. Dr. Fuat Bozkurt'tan Nejat Birdoğan'a

[İsmail Engin - @kanalkultur"Aleviler arasında", belirleyebildiğimiz kadarıyla ilk kez, kendisi de dedesoylu olan Prof. Dr. Fuat Bozkurt, 1990 yılında yayınlanan "Aleviliğin Toplumsal Boyutları" adlı eserinde, Aleviliğin "bir Anadolu dini" olduğunu ifade ediyordu.

Bozkurt, bu bağlamda şu görüşleri dile getiriyordu:
"Bizim inancımıza göre Alevilik Anadolu'da toplumsal olayların ortaya çıkardığı Orta Asya'dan Ön Asya'ya değin bir çok dinlerin izlerini taşıyan bir Anadolu dinidir. İslamlık onun üzerine çekilmiş bir örtüden öteye gidememiştir." (Bozkurt 1990: 14)
Bir süre sonra,  "dedesoylu" Muharrem Naci Orhan'ın önerisi / çıkışı, "Aleviler arasındaki "İslam-İçi" ve "İslam-Dışı" / "Din" tartışmasının zemini / temeli açısından önemli ve dikkat çekiciydi.

Devleti Alevilere yönelik bir baskı unsuru olarak gören Muharrem Naci Orhan, "Baskıdan kurtulmanın yolu hıristiyan olabilmek ise, ki ben öyle görüyorum, hıristiyan olup azınlık haklarını elde ederiz" diyor ve arkasından şunu ekliyordu:
"Ben eğer zulümden kurtulacaksam Muhammed demem de İsa derim. Hıristiyan olunca benim elimden Ali ve Muhammedi almıyorlar ki! Yine severim ve ona dua ederim. Hıristiyanlığın bir mezhebi olurum. Hıristiyanlık sadece üç mezhepten oluşmuyor. Bir mezhep de Alevilik olsun." (Özkan 1994: 25)  
"Dedesoylu" Muharrem Naci Orhan'ın belirtilen ilgili çıkışını, Abidin Özgünay,

4 Eylül 2017 Pazartesi

Alevilikte İslam-İçi ve İslam-Dışı / Din Tartışması: Burhan Oğuz'a göre, Hz. Ali, hiçbir zaman Alevi olmamıştır...

[İsmail Engin - @kanalkulturAleviliğin "İslam-İçi" ve "İslam-Dışı" / "Din" olup olmadığı tartışmasında en dikkate aldığım ve anlamaya çalıştığım yazar, Burhan Oğuz'dur. Burada onun konu hakkındaki görüşlerini okura aktarıyorum:

Burhan Oğuz, "Hz. Ali, hiçbir zaman 'Alevî' olmamıştır"; "Alevilik", "Anadolu adamının malı" olan binlerce yıllık bu "ana düşünce", "İslâmî cilâ" altında yaşamaktadır, diyordu...

Birinci cildi 1976'da yayınlanan [İstanbul Matbaası, İstanbul 1976, 925 S.] "Türkiye Halkının Kültür Kökenleri, Teknikleri, Müesseseleri, İnanç ve Âdetleri" [C. I. Giriş: Beslenme Teknikleri. İstanbul 1976; C. II. Tarım Hayvancılık Meteoroloji. Bölüm I: İnançlar. İstanbul 1982 (Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü), C. II. Bölüm 2: Müesseseler. İstanbul 1988, C. II. Bölüm 3: Teknikler. Aile Üretim İlişkileri. İstanbul 1995, C. III. İnşa, Isıtma ve Aydınlatma Teknikleri. İstanbul 2001, C .IV. - Dokuma ve Giyim Teknikleri, İstanbul 2004, C. V. - Halk Eczacılık ve Sağaltına Teknikleri. İstanbul 2005] başlıklı kapsamlı yayınıyla kültür tarihi konusunda çalışan araştırmacılar tarafından tanınan Burhan Oğuz , "Mezartaşında Simgeleşen İnançlar" [Can Matbaa, İstanbul 1983] başlıklı başka bir yapıtıyla din konusuna eğilirken, US Düşün ve Ötesi'nde kaleme aldığı "Antik ve Hıristiyan Anadolu Din ve Kültürlerinin Aleviliğe Etkileri" [Sayı 5, Sayfa: 5 – 22] başlıklı makalesinde – ki bu makalesi de yazar tarafından yeniden gözden geçiriliyor ve aynı adla İsmail Engin / Erhard Franz editörlüğünde yayınlanan "Aleviler / Alewiten" adlı 3 ciltlik eserin "Kimlik ve Tarih / Geschichte und Identität" başlığını taşıyan ilk cildinde (2000) yer alıyordu; yine Anadolu Sanat Yayınları'nda çıkan "Anadolu Aleviliğinin Kökenleri" [İstanbul 1984: 365-396] başlıklı makalesiyle, - ki bu makale de daha sonra aynı adla Cemal Şener'in editörlüğünde yayınlanan "Alevilik Üzerine Ne Dediler" adlı kitapta yeniden okurla buluşuyordu (1990) – bu kez doğrudan Aleviliği ele alıyordu.

Söz konusu çalışmalarda Burhan Oğuz (2000),

29 Ağustos 2017 Salı

Alevilikte İslam-İçi ve İslam-Dışı / Din Tartışması: Necip Fazıl Kısakürek'in Aleviler ve Alevilik Hakkındaki - Ötekileştirici ve Aşağılayıcı - Görüşleri

"Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben,
Üç ayakla seken topal köpeğim.
Bastığımız yeri taş taş öpeyim,
Bir kırıntı yeter kereminizden.
Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben"
[Necip Fazıl Kısakürek]
[İsmail Engin - @kanalkulturAleviler arasında yürütülen "İslam-İçi" ve "İslam-Dışı" / "Din" tartışmasının önemli nedenlerinden biri "Alevilerin" ve "Aleviliğin" ötekileştirilmesi; asimilasyonu, dönüştürülmesi düşüncesi ve bu düşünce etrafında yürütülen girişimler olabilir mi? Örneğin:

"Büyük zat", "eşşiz veli", "Silsile-i Zehep'in en sonuncusu" olarak nitelendirdiği ve "Tasavvuf Bahçeleri" ile"Türk - İslâm Ülküsü" gibi dikkat çeken eserleri kaleme alan Abdülhakîm Arvâsî'yi mürşidi olarak gören, şairliğiyle şöhret bulan ve devrinde "sultanü'ş şuara" ünvanı ile "taltif edilen" Necip Fazıl Fazıl Kısakürek, "Alevîlik"le bir şekilde ilgileniyordu.

"Kırtas" meselesinden itibaren, İslam Peygamberi'nin ölümünden sonra başgösteren ve gittikçe derinleşip siyasi ve itikadî mezhep ayrılıklarına sebep olan olayların tahlilini yaptığı "İlim Beldesinin Kapısı Hazret-i Ali" (İstanbul, 1964); mezarlığı olmayan köyü bulmak için yola çıkan ve ilk bilgi olarak, ölümsüzlüğe giden yolun insanın kendi içinden geçtiğini öğrenen Derviş Yunus’un hikâyesini de içeren "Piyeslerim" (Ulu Hakan / Yunus Emre / S. P. Adam) (İstanbul, 1969); dünyanın ilk teşkilatlı ve mesleki ordusunun "Yeniçeri" olduğunu belirttiği, kuruluşundan sonraki ilk iki asır içinde ideal asker nitelediği, devletinin gayesine ve ahlâkına bağlı gördüğü, Tanzimat'a kadar sürecek olan sonraki üç asır içindeyse bizzat devlet suikastçısı bir asi şeklinde ele aldığı, "bu çöküşü, ruhî ve sosyal bir müessire, iman vecd ve aşkının gönüllerden uçup gitmesine" bağladığı "Yeniçeri" (İstanbul, 1970) ile "Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu" (İstanbul, 1982) gibi eserlerinde dolaylı veya doğrudan Aleviliği de ele alan Necip Fazıl Kısakürek, ilk baskısı 1978'de yayınlanan "Doğru Yolun Sapık Kolları: Arınma Çağında İslâm" (Büyük Doğu Yayınları, İstanbul) adlı eserinde, "Alevîlik" başlığı altında (Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 4. Basım, 1990: 75-77) bir kısım açıyordu.

Zugspitze Panoramablick - II (2017)

Zugspitze Panoramablick - II © Foto: İsmail Engin, Zugspitze, 2017

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Antropoloji ve Aleviler - Alevilik: Dilşa Deniz ve Rê / Raa ya da Yol: Dersim İnanç Sembolizmi

[İsmail Engin - @kanalkulturDilşa Deniz tarafından Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Antropoloji Anabilim Dalı'nda Prof. Dr. Akile Gürsoy danışmanlığında hazırlanan "Dersim İnanç Sembolizmi" [İstanbul 2011, 304 S.] adlı doktora çalışması, Dersim'de varlığını devam ettiren,"Rê/Raa" olarak adlandırılan ve "Yol" anlamına gelen "bir inancın" sembolleri ve mitik öykülerinin analitik incelenmesini içeriyor.

Çalışmada, "Rê/Raa" denen inancın içeriği, toplumsal kurumlarla bağlantıları ve bunların toplamından oluşan bütünün ne olduğu ele alınıyor. Bölgenin antropolojisi, özellikle kimlik ve kişiliğin şekillenmesindeki etkileri tartışılıyor. "Bu çerçevede tektanrılı dinlerden farklılık taşıyan bu inancın, günümüze kadar direnmesinin sebepleri, bunun Dersimlilerin kimlik ve kişilikleri üzerindeki etkileri ve sonuçları"na bakılıyor.

Tezde, "Dersim İnancı Reya Heq / Raa Haq", "Dersim İnancının Parçaları: Taliw / Raywer / Pîr / Mûrşîd - Talip / Rehber / Pir / Mürşit", "Aşiret", "Mürşidlik", "Dersim İnanç Sisteminin Yan Destekleri; Musahiplik ve Kirvelik"; "Mum / Davetiye", "Kan Sembolizmi", "Renk Sembolizmi ve Kan", "Bend Grêdan / İp Bağlama ve Renk Sembolizmi", "Tenasüh / Ruh Göçü", "Xwadê / Haq / Tanrı ve Xızır / Hızır"... gibi konular irdeleniyor.

Dilşa Deniz, sözü edilen doktora çalışmasında;
"Dersim inanç sistemi, bir dizi kutsal doğal mekâna yönelik inanç pratikleri ve ritüelleri; dikeyliğin yatay sarmal halinde örgütlendiği ve inanç kastlarının ocaklarla/soylara bağlandığı ata kültü ve Alevilik olarak adlandırılan bir miktar İslami söylemi [de içeren] [ile] inanç ve pratiklerini içeren üçlü bir yapısal şemadan oluşmaktadır. Bu yapıdaki parçalar, bir tür modüler sistem, bağımsız ve ilişkili işleyen, yani birbirini ötelemeden, birbiriyle çok karışmadan, ancak güçlü temas noktaları oluşturarak, yan yana duran bir form olarak belirmektedir. Bu farklı yapıyı birbirine bağlayan ortak bağlar, çok tipik bir şekilde karşımıza mitik söylemler olarak çıkmaktadır. Mitik söylemlerle, yani sembolizm üzerinden yazılan metinlerle, geçmiş ve gelecek eklemlenebilmektedir. Bu eklemlenme, bir taraftan özellikle doğa tapınımının bir türü olan ziyaretler üzerinden doğa ile ilişkilendirilirken, diğer taraftan ata kültü olan aşiretler/ocaklar ve bunu da [kendi isimlendirmeleriyle Rê/Raa/Yol olarak, dışarıdan verilen isimle] Alevilik içinde konumlandırılarak tek tanrılı dinlerle temas kurulmaktadır." (Deniz 2011: 34; krş. Deniz 2012: 52-54)
diyor. Deniz'e göre,

Alevilikte İslam-İçi ve İslam-Dışı / Din Tartışması: Prof. Dr. Abdülbâkî Gölpınarlı ve İptidâî Bir Mezhep, Yahud İptidâî Bir Din

[İsmail Engin - @kanalkulturProf. Mehmed Fuad Köprülü'nün öğrencisi olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü "Melâmilik ve Melâmiler" (İstanbul, 1931) adlı tezle bitiren Abdülbâkî Gölpınarlı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Farsça okutmanlığı da yaptı ve burada İslam-Türk Tasavvuf Tarihi ve Edebiyatı dersleri verdi.

Pertev Naili Boratav ile birlikte "Pir Sultan Abdal"ı yazan ve A.Ü. DTCF Türk Dili Edebiyatı Enstitüsü yayınları arasında çıkaran [Ankara, 1943], "Manakıb-ı Hacı Bektâş-ı Veli 'Vilâyet-nâme'"yi hazırlayan [İnkılâp Kitabevi, İstanbul 1958?], Hz. Ali’ye ait 54 hutbe, 17 mektup, 44 hikmet ve vecize ile 48 şiirin tercümesinden ibaret olan "İmam-ı Alî Buyruğu-Nahc-al Balâga-: Hutbeleri, Mektupları, Hikmetleri, Şiirleri" üzerinde duran [Emek Basım Yayınevi, Ankara, 1958] "Alevî-Bektâşi Nefesleri"ni okurla buluşturan [Remzi Kitabevi, İstanbul, 1963], "100 Soruda Türkiye'de Mezhepler ve Tarikatlar" ile "100 Soruda Tasavvuf" (Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1969) hakkında bilgiler veren Abdülbâkî Gölpınarlı, Aleviliği, ilk baskısı 1963 yılında ikinci baskısı da 1992'de yapılan "Alevî-Bektâşi Nefesleri" adlı eserinde "iptidâî bir mezhep yahud iptidâî bir din" (Gölpınarlı 1992: 5) olarak değerlendiriyordu.

Gölpınarlı'ya göre, Aleviliğe hiçbir zaman tarikat denemez. Çünkü:
"Alevî olmak için mutlaka Alevî babayla anadan, hiç olmazsa Alevî babadan gelmek lâzımdır. (...) Alevîlerde, kendilerinden olmayanlardan kız almak yoktur, alan, düşkün olur, yâni yoldan çıkmış sayılır. Bu adamın, düşkünlükten kurtulması, o kadının, yola alınmasıyla mümkündür ve bu da pek zordur." (Gölpınarlı 1992: 4)

27 Ağustos 2017 Pazar

26 Ağustos 2017 Cumartesi

Alevilikte İslam-İçi ve İslam-Dışı / Din Tartışması: Prof. Dr. Mehmet Eröz ve İslami Cila

[İsmail Engin - @kanalkultur1960’lı yıllar Türkiye’de sosyolojinin Aleviliği ve Alevilik meselesini bir şekilde keşfettiği yıllardır. Bu bağlamda sosyolog Mehmet Eröz, “İş ve Düşünce” dergisinde yayınladığı “Silifke'de Bir Alevî, Tahtacı Köyü Kırtıl” (1964) başlıklı makalesinin ardından, “Cem” dergisinde “Türkiye’de Alevî’lik Meselesi ve Türk Alevî’liğinin Şamanizm ve Orta Asya Türk Kültürü ile İlgisi” (1966) ve “Yol”da “Türkiye'de Alevîlik - Bektaşîlik Türk Alevîliğinin Şamanizm ve Orta Asya Türk Kültürü ile İlgili” (1966) başlıklarıyla kaleme aldığı yazılarda, “Türkiye’de Alevî’lik Meselesi”ni enine boyuna incelemeye başlamıştı.

O dönem için sosyoloji doktoru olan Mehmet Eröz, Abidin Özgünay’ın genel yayın yönetmeni olduğu “Cem” dergisinde [1 (1966) 3: 19] – ki burada bu dergiyi örnek veriyoruz – seri olarak yayınlanan “Türkiye’de Alevî’lik Meselesi ve Türk Alevî’liğinin Şamanizm ve Orta Asya Türk Kültürü ile İlgisi” başlıklı makalesinin üçüncüsünde, Edremit’te Sarıkız, Silifke’de Kırtıl Dedesi bağlamında yatır, mezarlık etrafında kümelenen âdetlere, geleneklere atıf yaparak “Bu gelenekler Alevî cemaatlerinde İslâmî cilâ altında devam etmektedir.” kaydını düşüyordu..

Mehmet Eröz, adı geçen ve seri yayınlanan makalesinin akabinde “Bozkurt”ta “Birbirine Küsen Türkler: Sünniler – Alevîler” (1969); “Orta Doğu”da “Sünnisiyle Alevîsiyle Türklük Bir Bütündür” (1975) ve “Kon”da “Alevîsiyle Sünnisiyle Bütün Canlar Bir Olsun” başlıklı yazıları yayınlıyordu.

25 Ağustos 2017 Cuma

Alevilikte İslam-İçi ve İslam-Dışı / Din Tartışması: Etem Xemgin'de Aleviliğin Kökeni

[İsmail Engin - @kanalkulturTeori Dergisi’nde 1990 ve 1991 yıllarında yayınlanan "Anadolu Kültüründe Kürt İzleri", [Teori, 10 (1990): 41-47], "Kürt Uygarlığında Alevilik" [Teori, 13 (1991): 41-47], "Kürt İnançlarının Alevilikteki Yeri" [Teori, 14 (1991): 60-65] ve "Kürt Uygarlığında Alevilik Patlaması: Babailer İsyanı" [Teori, 15 (1991): 62-69] başlıklı makalelerinin yanı sıra 1991 yılında Kaynak Yayınları’nda çıkan "Kürt Uygarlığında Alevilik" [İstanbul, 1991] adlı eserinde Cemşid Bender, Aleviliği, "Kürt patentli" bir inanç felsefesi şeklinde görüyor; Aleviliğin, "Kürtler"in aşiret inançlarının rönesansı, "Kürt uygarlığı"nın ürünü bir inanç felsefesi olduğunu ileri sürüyor; Zerdüştlük ile Yezidiliğin, İslamiyeti etkileyerek Aleviliği oluşturduğunu savunuyor; Alevilik ve Bektaşilik Anadolu'da eski ve köklü inanç sistemlerinin "İslami örtü altında şekillenen ürünleridir" diyordu [Bkz. Cemşid Bender: Kürt Uygarlığında Alevilik. Kaynak Yayınları, İstanbul 1991: 41].

Bir süre sonra Nejat Birdoğan, "Anadolu Aleviliğinde Yol Ayrımı (İçerik ve Köken)" [İstanbul, 1995] adıyla yayınladığı eserinde, Anadolu Aleviliğini, Müslümanlıktan doğmamış; Anadolu'daki Türklerin ve Kürtlerin yaşadıkları eski Orta Asya, İran, Mezopotamya bölgelerinde tanıdıkları kimi dinlerin ve geleneklerin bugüne gelmiş, harmanlaşmış ve süzülmüş kalıntısıdır şeklinde yorumluyor; Alevi tapınmalarının, cemlerde yer alan şiir, müzik ve semah ritüellerinin de İslamda bulunmadığından hareketle, Aleviliği İslam dışı buluyor; Alevilikte var olan ritüellere göre, o İslamdan daha eskiydi ve İslam ortaya çıktığında Alevilik olmasa bile başka başka adlarla vardı diye görüşlerini dile getiriyor; İslam kurallarına benzemese bile, Alevilikte görülen namaz ve oruç gibi tapınma biçimlerinin İslamdan değil, eski Asya (Ari, Aryani) dinlerinden kalma olduğunu, caminin, kıblenin ve Kur'an'ın da bulunmadığını ileri sürüyordu...

Birdoğan'la eş zamanlı yayınladığı "Aleviliğin Kökenindeki Mazda İnancı ve Zerdüşt Öğretisi" adlı kitabının "Sunuş" kısmında Etem Xemgin de şunları kaydediyordu:

Geleneksel Konut ve Geleneksel Kültürde Dinsel Sanat: Garmisch-Partenkirchen (2017)

Geleneksel Konut ve Geleneksel Kültürde Dinsel Sanat 
© Foto: İsmail Engin, 
Garmisch-Partenkirchen - Oberbayern - Bayern, 2017

Antropoloji ve Aleviler - Alevilik: Türkiye'de Alevilik: Antropolojik Bir Yaklaşım

[İsmail Engin - @kanalkulturS. Murat Okan, 1999'da Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Antropoloji Anabilim Dalı'nda [Prof.] Dr. Tayfun Atay danışmanlığında, "Etnisite, Din ve Kültür İlişkisi: Aleviliğin Tarihsel Boyutu ve Cem Vakfı Örneğinde Bugünü Üzerine Sosyal Antropolojik Bir Değerlendirme" adıyla bir yüksek lisans tezi hazırlamış.

Okan, adı geçen çalışmasında "geleneği yeniden tanımlama çabasındaki dernek ve vakıf gibi çevreler"den Cem Vakfı'nı ve bu vakfın yayın organı Cem Dergisi'ni ele alıyor.

S. Murat Okan, söz konusu tezinde özetle,
"Türkiye'de Alevilik 1990'ların başından itibaren hızlı bir şekilde dernekleşme ve yayın faaliyetiyle ülke gündemine girmiştir. Sivil toplum alanında kendini gösteren ve Alevilik tarihi açısından yeni olan bu dönemde, Alevi kimliği geleneğe bakılarak yeniden inşa edilmektedir." 
diyor.

Murat Okan'ın yüksek lisans çalışması, 5 yıl sonra geliştirilerek "Türkiye'de Alevilik: Antropolojik Bir Yaklaşım" adıyla okura sunulmuş.

24 Ağustos 2017 Perşembe

Kloster St. Mang, Füssen (2017)

Kloster St. Mang (2017)
© Foto: İsmail Engin, Füssen, Ostallgäu - Schwaben - Bayern, 2017

Alevilik Bildirgesi'ne (2017) Bir Çekince

[İsmail Engin - @kanalkultur"Hacıbektaş Deklarasyonu"nun (2017) ardından, Ali Rıza Özdemir ve İsmail Bâki tarafından kaleme alınan "Alevilik Bildirgesi" (2017) ile Alevilerin gündemi hareketlendi.

40 maddelik bildirgenin 2. maddesinde Alevilik "Yol" olarak tanımlanıyor:
"Bugünün Alevîliğini anlamak için bilmemiz gereken iki ana kavram vardır ki bunlar, 'yol' ile 'ocak' kavramlarıdır. Zira Alevîlik; Bektaşîlik ve Safevîlik tarikatları ile birçok 'ocak' etrafında oluşan 'sürek'lerin, 'yol' çatısı altında toplanması ile hayat bulmuş bir inanç sistemidir."
Alevileri "Türk" olarak niteleyerek, kendini etnisite bağlamında Kürt ve/veya Zaza Alevisi şeklinde betimleyen / tanımlayan Alevileri görmezden geldiği izlenimini veren bildirgenin 8. maddesi de şu haliyle dikkat çekiyor:
"İster Türkçe, ister Zazaki, ister Kırdaşi konuşsun biz büyüklerimizden sürekli iki şey duyduk. Birincisi kökenimize, ikincisi dinî tercihimize yönelikti. 'Horasan’dan gelen Türkleriz. Asıl Türk biziz' şeklinde ifade edilen soy vurgusu, hâlâ yaşı yetmişi geçen büyüklerimizin dilinde ortak bir bildirge gibi yaşamaktadır. İkincisi, dinî tercihimize vurgu yapan, 'Biz kılıç zoru ile olmadık. Ali evlatları eliyle gönülden Müslüman olduk' cümlesidir." 
Tanıtımında
"Bildirinin ham hali, 20 (yirmi) kadar uzmana gönderildi ve uzmanlardan 2017’nin şubat ayına kadar eleştiri ve görüşleri istendi." 
"Genel olarak kurumlar (dernek, vakıf vb.) üzerinden kişilere ulaşmaya çalıştık. Ancak bu yöntem başarı getirmedi. Kurumlar, çok kere karşımıza bir engel olarak çıktı." 
deniyor.

Bildirgenin; Ali Baba Sultan Ocağı, Baba Mansur Ocağı, Beyazıd-ı Bostan Ocağı, Celal Abbas (Ali Abbas) Ocağı, Dede Garkın Ocağı, Güvenç Abdal Ocağı, Hacı Bektaş Veli Ocağı, Hacı Kureyş (Seyyid Mahmut Hayrani) Ocağı, Himmetçi Ali Baba (Yağmur) Ocağı, Hubyar (Hubiyar) Sultan Ocağı, Kebir-i Ali Baba Ocağı, Keçeci Baba (Seyyit Şah Mahmut Veli) Ocağı, Koçu Baba Ocağı, Köse Süleyman Ocağı, Pir Ahmet Beşiri (Dede Garkın) Ocağı, Pir Harun Nurdede Ocağı, Pir Sultan Abdal Ocağı, Sarı Mecnun Ocağı, Sarı Saltık Ocağı, Seyyid Battal Gazi Ocağı, Seyyid Cemal Ocağı, Seyyid Hacı Muradi Veli, Seyyid Seyfeddin (Pirisevdin) Ocağı, Seyyid Sultan Sücaeddin Ocağı, Seyyid Ali Sultan Ocağı, Sultan Samut Ocağı, Sultan Sinemil Ocağı, Şah İbrahim Veli Ocağı, Şeyh Ahmet Dede Ocağı, Üryan Hızır Ocağı, Yanyatır Ocağı ile Zayıf Yusuf Ocağı'ndan 75 Alevi Dedesi ve 20 Alevi kanaat önderi tarafından imzalandığı, vurgulanıyor.

Geleneksel Konut ve Geleneksel Kültürde Sanat: Mittenwald (2017)

Geleneksel Konut ve Geleneksel Kültürde Sanat © Foto: İsmail Engin,
Mittenwald, Garmisch-Partenkirchen - Oberbayern - Bayern, 2017

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Antropoloji ve Aleviler - Alevilik: Tuğba Atalar ve Farklı Alevilik Algıları

[İsmail Engin - @kanalkultur"Alevi kimliği - Alevilik İslam içi mi İslam dışı mı" sorusunu ele alan "antropoloji" alanında yapılan bir yüksek lisans tezinde (2011) "İleriki zamanlarda Alevi kimliği üzerine tartışmaların hem ayrışma hem de birleşme biçiminde cereyan etmesini beklemek mümkündür." diyor, Tuğba Atalar...

Farklı Alevilik algılarını ele alan çalışmada, Alevi örgütleri içerisinde temsil nitelikleri olan kurumlardan ikisini, Cem Vakfı ve Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri'ni, araştırma alanı olarak seçen, sözü edilen 73 sayfalık yüksek lisans tezi, "Özet", "İçindekiler", "Önsöz", "Giriş" "Araştırma Alanı" ve "Araştırma Yöntemi" dışında "Kavramsal Çerçeve" ile "Örnek Alevi Kurumları: Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi ve Cem Vakfı Genel Merkezi" başlıklı iki bölümden oluşuyor. İlgili bölümleri, "Sonuç" ve "Kaynakça" kısımları izliyor.

Tuğba Atalar, "Kavramsal Çerçeve" adını verdiği ilk bölümde (s. 10-30), "Modernleşme - Modernleştirme Gerilimi"ni (s. 12-15), "Ulus-Devlet Kimliklerin Görünmezlik Halleri"ni (s. 16-23), "Küreselleşme Kimliklerin Görünürlük Halleri"ni (s. 23-24) ve "Kimlik Tanımlamaları Açısından Alevi Kimliği"ni (s. 25-30) irdeliyor.

Tezin "Örnek Alevi Kurumları: Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi ve Cem Vakfı Genel Merkezi" başlıklı ikinci ve ana bölümünde (s. 31-63) yazar, "Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi"yle (s. 31-34) "Yenibosna Cem Vakfı"nı (s. 34-35) ve "Farklı Alevilik Algıları"nı (s. 35-63) ele alıyor.

Schloss Hohenschwangau (2017)

Schloss Hohenschwangau © Foto: İsmail Engin,
Hohenschwangau, Schwangau - Ostallgäu - Schwaben - Bayern, 2017

22 Ağustos 2017 Salı

7 Temmuz 2017 Cuma

Havva Engin / İsmail Engin: Alevi-Bektaşi Kültür Haftası (1992) ve Bir Konferans (1993)

[Havva Engin / İsmail Engin] "Almanya Aleviliği ve Alevileri Tarihi"nde bir etkinlik türü olarak konferanslar, paneller ve konserler önemlidir. Buralarda ve bunların düzenlendiği mekanlarda Aleviler biraraya gelir, tanışırlar, dayanışırlar ve yardımlaşırlar.

Aynı zamanda Alevi kimliğiyle yaşayabilecek geleceği oluşturmak için birbirlerine danışırlar. Kurumlaşmak için gerekli maddi ve manevi altyapıyı sağlarlar.

1989'da Yurtsever Birlik'ten başlayan dönüşümün gerekli koşulları konferans, panel ve konserlerle oluşturulurken, zaman aşımına uğramayan acılar da bunun belkemiğidir.

Bu meyanda iki örnekten biri "Nord Baden Alevi-Bektaşi Derneği" ile "Frankfurt Alevi-Bektaşi Derneği" tarafından 17-20 Nisan 1992 tarihlerinde düzenlenen ve Hürriyet gazetesinin Avrupa / Almanya nüshasında ilanı yayınlanan "Alevi-Bektaşi Kültür Haftası"dır.

Konser ve panelin yanı sıra bu etkinlikte "Cem" töreniyle din-kültür-kimlik ilintisine kuvvetli bir atıf yapılmıştır.

İlgili "Kültür Haftası"nın "Konser" bölümüne Âşık Mahzuni Şerif, Güler Duman, Musa Eroğlu, Sabahat Akkiraz, Vural Güler, Hasret Gültekin, "mahlli ozanlar" ve "Semah Ekipleri" katılmıştır.

6 Temmuz 2017 Perşembe

Havva Engin / İsmail Engin: Alevi Kültür Şenlikleri - Türkiye'deki Siyasi Arenada Alevilerin Bugünü ve Geleceği - (1994)

[Havva Engin / İsmail Engin] Almanya'da yaşayan Alevilerin kurumlaşma tarihinde "Şenlik" - "Festival" adıyla düzenlenen etkinlikler, özel öneme haizdir.

Bu tür etkinlikler, Alevilerin biraraya gelmesini, birbirlerinden haberdar olmalarını, farklı yörelerden Almanya'ya göç edenlerin de kendinden "farklı Alevi sürekleri"ni tanımalarını, öğrenmelerini, iletişime geçmelerini sağlamaktadır.

Bu husus, sonradan kurumlarda "yol bir sürek binbir" ilkesinin işlemesine ve hayata geçirilmesine zemin hazırlamıştır.

Böylece, farklı süreklerin kurum içi olası tartışılmasının etkileri en aza indirilmiş ve böylece kurumların yıpranmasının önüne geçilmiştir.

Keza, yarattığı katma değerle, kurumların finansal sorunlarının çözülüp, "Cemevleri" için katkı paylarının arttırılmasında da önemli bir işlev görmüştür.

Söz konusu etkinliklerden bir örnek, "Alevi Kültür Şenlikleri - Türkiye'deki Siyasi Arenada Alevilerin Bugünü ve Geleceği -" adı altında 1994 yılına aittir.

"Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu" ile "Rüsselsheim-Mainz Alevi-Bektaşi Kültür Birliği [veya "Mainz, Wiesbaden, Rüsselsheim Alevi Bektaşi Kültür Birliği"] (18.12.1994 günü) ve Hannover Alevi Kültür Derneği (17.12.1994 günü) tarafından ortaklaşa düzenlenen etkinlik; "Panel", "Konuşmacılar" ve "Kültür Programı" bölümlerinden oluşmuş.

5 Temmuz 2017 Çarşamba

Havva Engin / İsmail Engin: Mannheim Cemevi'nin Açılışı (1996)

[Havva Engin / İsmail Engin] 1990'lı yıllar, Alevilerin / Aleviliğin kamusal alanda görünür olduğu yıllardır.

Bu meyanda, bir yandan dernekleşilir, federasyon ve vakıflar kurulur, hukukî tüzel kişilikler oluşturulurken, diğer yandan da inancın kamusal alanda kabul gördüğü, dinî uygulamaların yürütüldüğü / yapıldığı toplu mekânların, "cemevleri"nin de köy, kasaba, kent siluetlerinin yavaş yavaş bir parçası haline geldiği yıllardır, aynı yıllar.

1995 yılında Türkiye'de "Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı" adıyla kurulan Cem Vakfı, kuruluşunun akabinde yürüttüğü bir mimarî proje yarışması kapsamında "Cem Kültür Evi Mimarî Proje Yarışması" (Cem Vakfı Yayınları, İstanbul 1996) adlı bir kitap yayınlarken, Almanya'da 1992'de Baden-Württemberg Eyaleti'nde "Demokratisher Aleviten Verein" adıyla kurulan, 1993'te ad değiştirerek "Alevitisches Kulturzentrum Mannheim e.V." adını alan Mannheim Alevi Kültür Merkezi (bugünkü adıyla "Mannheim Cemevi - Alevitische Gemeinde Rhein Neckar Kreis e.V"), 01.06.1996 günü görkemli bir törenle, Almanya'da "Cemevi" açıyordu.

27 Mart 2017 Pazartesi

Evet mi, Hayır mı?

[İsmail Engin - @kanalkulturGünlerden beri Türkiye'de 16 Nisan 2017'de yapılacak Anayasanın bazı maddelerindeki değişikliği içeren referandum, haliyle hem Türkiye hem de Batı kamuoyunu meşgul ediyor.

Sistem ve / veya rejimin geleceğiyle ilgili söz konusu referandumda, seçmenin tercih hakkını kullanması için tek soru soruluyor: "Evet" mi, "Hayır" mı?

Bu tercih hakkındaki tutumlarla ilgili gözlemlenen ve kimi siyasetçilerin söyleminde yer edinen bir hususa kısaca değinmek isteriz:

Aynı evde / ev halkında / hane halkında "evet" de "hayır" da diyen ve tutumunu buna göre belirleyen karı - koca; anne - baba - reşit genç, kardeş; nene - dede - torun; teyze - hala - amca - dayı; kuzen - yeğen... farklı siyasi tutumlara sahip bireyler var. Ve bu, kuşkusuz demokrasinin doğasında olan bir şey.

Türkiye'deki popüler ve çatışmacı siyaset kültüründe, ne yazık ki, demokratik davranışı oluşturan tutumla, futbol veya spor kulübü taraftarlığının tutumu, karıştırılıyor; seçmen ve seçmen davranışı holiganlaştırılıyor; nihayetinde bu, göç edilen diğer ülkelerdeki Türk / Türkiye kökenli insanlara da sirayet etmiş görünüyor.

Siyasetçilerin diline dolanan ve kendisi gibi düşünmeyeni "ötekileştiren söylem", aileyi / haneyi / akrabaları ... ve onlar arasındaki ilişkileri tarumar ediyor; kısacası, "halk"ı, toplumu, "kendisi gibi düşünmeyeni" en temelinden rehin alıyor. Aile - akrabalık ilişkilerinin, özetle toplumun çözülmesini sağlayabilecek "ötekileştiren söylemlerden" kaçınılması, bilhassa siyasetçi için elzemdir. Bu meyanda, toplumun ve / veya halkın rahat bırakılması, Türkiye toplumunun kendi geleceği için de önemlidir.

10 Mart 2017 Cuma

Havva Engin / İsmail Engin: Uzun İnce Bir Yol | Ein langer seidener Weg

[Havva Engin / İsmail Engin] Zafer Gündoğdu yönetiminde Stuttgart Alevi Kültür Merkezi (SAKM) Halk Müziği Korosu'nun Horasan'dan Anadolu'ya ve Avrupa'ya "göç hikayesi", "Uzun İnce Bir Yol | Ein langer seidener Weg". 11 Haziran 2011 günü Liederhalle Mozartsaal, Berliner Platz 1, 70184 Suttgart adresinde, saat 19'da başlayan, adı geçen derneğin, söz konusu etkinliğinin 16 sayfalık broşürünün de adı aynı zamanda.

"Yitirdiklerimizin anısına" | "Zum Gedenken an die Opfer" diye başlayan, Recai Aksu arşivinin sırlarına doğru uzun yıllarımızı alacak yolculuğumuzun ilk gözümüze çarpan belgelerinden biri olan broşürün, Basri Askin'ın yazdığı Almanca "Vorwort"u ve Zafer Gündoğdu'nun Türkçe kaleme aldığı "Önsöz"ü bulunuyor.

"Gönüllerden bağlamanın tellerine düşen ezgiler; Anadolu'nun yaylalarından, ovalarından, başı dumanlı dağlarından Avrupa'ya, Almanya'ya ulaşıyor.. (...) Gökkubbe altında cem olup, semah dönen canlar geliyor!... (...) Sınırlara bakmadan, kültürler arasında köprü oluyor türküler (...)" diyor usta şef, Gündoğdu.

Derya Bektaş, "SAKM Çocuk Korosu" başlığında "(...) Küçük yüreklerin büyük sesi. Bu akşam Çocuklarımızın hepsi birer Barış Güvercin'i (...)" kaydını düşüyor...

"SAKM Koro Komitesi" adına kaleme alınan yazıda "Bundan 50 yıl önce Babalarımızın Dedelerimizin çıktığı 'O Uzuuun Ince Yol'u anlatan, Gurbeti en derinden işleyen neredeyse Türkiye'nin bütün yörelerinden Türkülerin olduğu, Zeybeklerin oynandığı, Semahların dönüldügü, Deyişlerin şaha kalktığı, Çernobilin yuhalandığı, Sivasın acılarını haykıran, ağlanılan, gülünen, yani; Tamamıyla bizi, Anadolu'yu anlatan bir konser..." ibareleri yer alıyor.

8 Mart 2017 Çarşamba

Bir Kitap: Avrupa Alevi Yapılanması - Kronoloji (1989 - 1998)

[İsmail Engin - @kanalkultur] "Almanya Alevi Örgütlenmesi" odağında, 1989 – 1998 yılları arasındaki "Avrupa Alevi Örgütlenmesi"ni öncesi, başlangıcı ve gelişimiyle ele alan, söz konusu örgütlenmenin duayen isimlerinden Ahmet Aydemir ile Uğur Aydoğdu tarafından kaleme alınan “Avrupa Alevi Yapılanması - Kronoloji (1989 - 1998)” adlı eser, Avrupa Aleviliğinin ve Alevilerinin güncel tarihini içeriyor.

Yazarlar, “Az sayıdaki dernekler ve üyeleri, zamanla Türkiye'yi de etkileyecek iri ve diri oluşun temelini Almanya’da attılar. Elinizdeki yapıt 1989 – 1998 tarihleri arasında gelişimi; isimler, resimler ve olayları belgeleri ile birlikte sizlere sunmaktadır.” diyor. (s.159)

Sonradan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) adını alacak Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun (ACF) kurucu başkanı Ahmet Aydemir, yapıtın “Önsöz” kısmında şunları kaydediyor: “Federasyonumuzun adı (...) ‘ACF’ yani ‘Alevi Cemaatleri Federasyonu’ idi. Bazılarının şurada burada söylediği gibi biz adımızdan korkarak hiç bir yerde kimliğimizi saklamadık ve Aleviliğimizi asla inkâr etmedik. Nasıl edebilirdik ki, zaten kuruluşumuzun amacı ‘Alevi’ adını her ortamda gururla ve iftiharla söyleyebilmekti.” (s. 2)

Uğur Aydoğdu da eser hakkında şu hususa dikkat çekiyor: “(...) bu yapıt, Alevilerin Avrupa yapılanma sürecini yazılı kalıcılığa dönüştürmek amacını taşımaktadır. Alevilerin inançlarına dönük gereksinmelerini sağlamak üzere dernekler kurarak, Federasyon / Konfederasyonlar oluşturma sürecine ışık tutmaktır asıl işlevi.” (s. 3)

“Almanya’da inançsal yapılanmalar”la başlayan kronoloji, “Sünni inanç örgütlerinin ekonomik gücü”ne dikkat çekerek, “Alevi inanç örgütlerinin yapısı”na yönelik bilgiler içeriyor. (s. 4-7)